Genel

Dark Multiverse: Knightfall Review

Tales from the Dark Multiverse: Batman Knightfall

Sene 1996 olmalı çok emin değilim, İzmir Alsancak Gündoğdu meydanında şimdi yerinde ya güzellik merkezi ya da bir çeşit kahveci olan bir yerde ufak bir sahaf vardı. Okuldan erken çıktığımda eve yürürken gider bir süre oyalanır, kitaplara bakardım. Batman Knightfall’la tanışmam büyükannemle birlikte yine ufak bir Alsancak gezmesi yaptığımız bir gün onu zorla bu kitapçıya götürmemle oldu. Büyük Mavi yayıncılık tarafından basılan, cilt şeklinde dört farklı seri vardı, Death of Superman, Spider-Man MCF arcı ve Batman Knightfall ve Jim Lee’nin X-Men’i hepsini satın aldığını hatırlıyorum büyükannemin.

Heyecanla eve geldim, sırayla okumaya başladım. Batman o zamana kadar -yani aslında hala tartışmalar sürüyor içimde- şu “en sevdiğin süper-kahraman” sorusuna verdiğim cevabın sahibi değildi, o yüzden Knightfall’u okumayı en sona atmıştım. İyi ki de öyle yapmışım çünkü bu serilerin hepsi aslında birbirinden güzel, mükemmel olmasalarda. DoS genel olarak ayakları yere basmayan, senaryosu yanlışlarla dolu bir çizgi roman olsa da son paneliyle ve seri boyunca Superman’in “kırmızı-beyaz-mavi ve Amerikan yolu” tadındaki kahramanlıklarıyla açıkçası kendini okutmuştu. Spider-Man ise asla o tonu bir daha yakalayamadığımız güzellikte çizimlere ama kendi içerisindeki karmaşaya yenik düşmüş bir çizgi romandı. X-Men için eleştirebileceğim pek bir şey yok. Omega Red’in ilk görünümü olan X-Men #4’ü panel panel ezbere biliyorum. Wolverine’le savaşmalarını dönüp dönüp okumuştum, o yaştaki bir çocuk için inanılmaz çizimlerdi.

Uzattığımın farkındayım daha hiç konuya girmeden ama Batman Knightfall, bana yenilmez denilen bir karakterin başına nelerin gelebileceğini, okyanusta her zaman sizden daha büyük bir balık olduğunu ve bazı ideallerin en nihayetinde omurganızın kırılmasına yol açabilecek dahi olsa bunu yaşamaya değer olduğunu gösterdi. Superman ölürken, Batman ölmedi daha kötü bir duruma düştü. Kaybetti, kırıldı ve geri döndü. Batman Knightfall yazım ve çizim (Sam Keith hariç) anlamında çizgi roman severler tarafından (Türkiye dışında) bizdeki kadar önemli bir yeri olan çizgi roman değil. Evet önemli ama Crisis on Infinite Earths ya da Identity Crisis Knightfall’dan daha iyi çizgi romanlar olarak öne çıkarılır.

Gel gelelim, o kadar ikonik bir finali vardır ki DC tarihinin her yerine dokunmayı amaç edinmiş Scott Snyder, bunu ellemeden geçemezdi. Bana kalırsa DC’nin en iyi mega-eventlerinden biri olan Metal üzerinden fırlamış Dark Multiverse’te “eski hikayeler ne sonuçlar doğurdu” sorusuna cevap arayanlar için DM Knightfall güzel bir çizgi roman. Senaryo sürprizlerle dolu, içerisinde ilk görünümler var, ideolojik bir tartışma var, doğru ve yanlış ve perspektif var, distopik bir Gotham var ki her zaman tutar ve tabii ki bizim gibiler için de nostalji var.

AMA;
Eğer hiç Knightfall okumadıysanız ya da Knightfall’la ilgili bilginiz “işte Batman’in beli kırılıyor” sığlığındaysa, bu çizgi roman 30 sayfalık bir aksiyon hikayesi. Zaten bamteli de burası. Jean-Paul Valley aslında yazılmış en ilginç karakterlerden birisi. Ego, super-ego gibi kişisel tartışmalara, çoklu kişilik bozukluğu, sanrı ve halüsinasyon gibi akıl hastalıkları aslında Joker’den daha iyi yansıtabilen bir karakter çünkü bir alt-metne dayanır. En azından orijinal Knightfall için. Burada JPV’nin sorunlarını anlayamıyorsunuz, gücünün kaynağı da açıkçası bana biraz zorlama geldi ki hikayeyi bitirdiğinizde aslında orijinal senaryoyla karşılaştırıldığında pek de anlamlı olmadığını göreceksiniz. Spoiler vermemek için yazmıyorum tabii ki. Shiva, Bruce Wayne’i en çok zorlayan ona en zor sınavlardan birini veren bir usta, burada sadece intikam peşinde bir kadın görüntüsü olarak resmedilmiş. Snyder herkesi Knightfall okumuş kabul etmiş.

Tabii Snyder’i suçladığımdan değil, bu kadar sayfada ancak bu kadar yapılabilirdi. Belki iki çizgi roman yapılıp okuyucunun daha iyi anlayacağı bir iş ortaya da çıkabilirdi çünkü distopik bir Gotham, delirmiş çıldırmış insanlar ve neyin neden olduğunu çok kısa sürelerde anlatan bir kitap var elimizde. Yani karakterlerin motivasyonlarını oluşturan şeyler bana oturmamış gibi geldi, JPV dışında da onda da orijinal hikayeyi bilmiyorsanız hiç bir anlamı olmayacak.

Son of Bane karakterinin First App’i olan çizgi roman aynı zamanda bir başka First App’e de ev sahibi ama o ikincisi olmasa çok daha iyi olurmuş. SoB güzel bir karakter, ironik olmuş her anlamda bu yüzden sevdim. Snyder mevcut karakterleri kullanmakta çok iyi, yeni karakter yaratmada (BWL ayrı tutarak) özellikle insani özelliklerde birini kurgulamada çok başarılı bulduğum biri değil. Bazı şeyleri çok aceleye getiriyormuş gibi hissediyorum, ve bir pınar bulduğunda sürekli oradan su içmeye çalışıyor.

Gelelim çizimlere, ortalama çizimler. Kötü ya da iyi diyebileceğim özel bir şey yok. 90’lar havasını vermeye çalıştıkları yerlerde bence verememişler, JPV suitinin saturasyonu inanılmaz fazla oldu olacak Deadpool çizseydiniz dedim. Ama bu iki şey dışında da öyle hikayeyi okunmayacak hale getiren bir durum söz konusu değil. Sadece çizimler de her şeyin çok çabuk olmasından rahatsız olan beni daha da rahatsız etti. Velhasıl bu bir başarı çünkü yazarın istediğini bir şekilde yansıtmış.

Genel olarak keyifli bir boş vakit okuması diyebiliriz Dark Multiverse: Knightfall için.

7/10.

İlgili Ürünler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir